TENKİT KENDİNE, BİLGİ EHLİNE, SEVGİ SEVENEDİR...

SAYFA 1 SAYFA 2 SAYFA 3 * RUHSAL BİLGİ SİTESİ * DOĞRU YAŞAM BİLGİLERİ *                                 *ARAMADIĞIMIZ  HAZİNEYİ  BULAMAYIZ.* SAYFA 4 SAYFA 5 ARŞİV
Bize Ulaşmak İçin
[email protected]

HAFTANIN KONUSU

İnancın ahlakı sevgi ahlakıdır

Dünya bilinci içinde kalan iyi ahlak ile inanan kişinin ulaşması gereken iyi ahlak çok farklıdır. Dünya bilinci ahlakı içinde dünya hakları, dünya görevleri vardır ve hepsi ego ile sınırlıdır. Bu ego incelmiş, nazik bir ego olabilir, ama egodur. Çünkü egonun ahlakı bir sevgi ahlakı değildir, ego asla koşulsuz sevgiyi anlayamaz! Dünya bilincinin hak ve görev anlayışı sevgi ahlakına dayanmaz. Zaten dünya olaylarına, dünya yaşamına bakınca bunu görmemek mümkün değildir.

Yaratan'a, kendi varlığının esası olan Öz'e inanan, iman eden insanın bilinci artık dünya bilinci değil ruhsal bir bilinçtir ve varlığımızın ihtiyacı olan bilinç sevgi bilinci ve ahlakı sevgi ahlakıdır. Gerçek dünya yaşamı sevgi bilinci ile mümkündür. Ruhun gerçekte bir sevgi enerjisi olduğunu anlarsak, dünya yaşamının zaten ruhsal bilinçle olması gerektiğini de anlarız.

Dünya bilinci ile maddeyi...

devamı...   

HAFTANIN KONUSU

Rehberlik bilgide değil, eylemdedir 

         Bilgiler, gönül/şuur/zaman yolculuğumuzun safhalarıdır. Bilgi atmamız gereken adımın eylemi olarak görülmelidir. Bilgiyle adım dediğimiz eylem gerçekleşmiyorsa, bilginin gönülle, şuurla, zamanla bağı kesilir. Yolculuk durur. Ne var ki eskide kalan bilgi akılda yerleşmiştir. Daha sonraki safhaların, zamanların bilgisi verilse dahi eğer hala eyleme dönüşmeden öylece kalıyorsa, akla yerleşen bilgi yeni bilgiyi kendine uyduracaktır. Buna yeni bilgiyi aklîleştirmek diyebiliriz. Çünkü eski bilgi artık akılda yerleşmiştir ve yeniler eyleme geçirilmedikleri için gönle uğramadan akıldakine uymak zorundadır.

         Bilginin zamanla vahşi bir hayvana dönmesi şeklindeki benzetme, yeni olanı ya reddetme ya kendine uydurma gücünü kazanması demektir. İnsanın bundan kurtuluşu ancak her bilgiyi eyleme çevirerek gerçeğin/ zamanın/ gönlün sesini içinden duymasıyla mümkündür...

devamı...   

HAFTANIN KONUSU

Korkmayın ve üzülmeyin

Korkularımız, karamsar ve endişeli olmamız, her türlü üzüntümüz kendimizi yalnız zannetmemizden kaynaklanır. Yalnız değiliz! Bizi yaratan, koruyan kaynak hemen yanımızdadır. Onun bizi sevdiğini ve koruduğunu hissetmek, varlığını somuta çevirmek, inançla, içimizdeki doğruluk, iyilik ve sevgiyle mümkündür.

Endişe ve korku gerçek varlığımızla bağımızı kopartır ve özgürlüğümüzü ortadan kaldırır. Varlığın özgür olmadığı noktada gelişim, yükseliş durur ve kazançlar kaybolmaya başlar. O kazançlar ki bir çizgiye ulaştığında bizi üst bilince taşırlar.

Yanlışlarımızdan kaynaklanan üzüntülerle, İlahi Planın işleyişini anlamıyor olmamızdan ileri gelen üzüntüleri mutlaka ayırt edebilmeliyiz. Üzüntü bizim yanlışımızdan kaynak-lanmışsa gereken dersi almak ...

devamı...   

HAFTANIN KONUSU

Esastan ayrı kalmak

          İnsanın varlığı çok büyük, çok muhteşem bir esasa sahiptir ve bu esas insanın yaratılış amacını, o amacı yerine getirebilmesi için gereken büyük gücü taşır. O esasa biz varlığımızın en yüksek noktasındaki, özündeki DNA'sı diyebiliriz.

         Dünya bilinci içinde olan bizlerin bugün, içinde olduğumuz realite itibariyle o esasla ilgili anlayabileceği en üst sınır o esasın sevgi ve birlik olduğudur. Bedenimiz sevgi ve birlik esasına hizmet için yaratılmıştır. Dünya realitesi, dünyaya hâkim olan zihniyet iyi, kötü veya yanlış, doğru anlayışımız sevgi ve birlik esasına aykırıdır ve insan bu nedenle esastan ayrı, uzak bir yaşam sürüyor.

         Esastan ayrı kalmanın O'nun birliğinden uzak kalmak, her türlü hayırdan uzak olmak olduğunu ve bunun bir varlığın sonuçta yok...

devamı...   

HAFTANIN KONUSU

Bugünün Önemi

         Ruhsal konularla ilgilenenler hep "an" değeri ile ilgilenirler. An, bugünü değerlendiremeyenler için çok ince, çok yüksek, çok hızlıdır. An kıldan ince, kılıçtan keskindir. Yunus Emre ise "çok dar derler, varıp üstüne evler yapasım gelir" diyor. Yaşayabilen için an, çok geniş, zaman ve mekân ötesi!

Önce bugünü anlamak, bugünün hızına yetişmek gerekiyor. "İki günü aynı olan kayıptadır" bilgisini Peygamberimiz vermiştir. Evvela bugün dünden farklı olmalıdır. Bu farkı yaratacak güce ve bilgiye sahibiz. Bugün dediğimiz zaman dilimi, kontrol altında tutabileceğimiz, bir süredir. Çünkü bugün'ün ne olduğunu anlıyoruz. Hâlbuki an dediğimizde an'ın ne olduğunu anlamıyoruz. Örneğin "en son anın içinde bulunmaktasınız. Varlığınızı ebedileştiriniz" ifadesini gerçek manasıyla anlamadığımız için bizde değişim yaratmıyor. Öyleyse bu bilgi neden verilmiştir?

devamı...   

HAFTANIN KONUSU

"Zaman sonrasına hükmetmeye kalkmayınız"

"Zaman sonrasına hükmetmeye kalkmak" ne demek? Zaman her realitedeki formuyla bizim gerçeği yaşamamız için verilen bir fırsat iken ona hükmetmeye kalkmak bizi çok hırpalayacaktır. Zaman gerçekte O'na giden yoldur, O'dur!

Önce dünya realitesine ait özgür seçim zamanıyla, bizi bir sonraki aşamaya, Düzene hazırlayan zamanı ayırt etmek gerekir. Dünya realitesinin zamanı bizim özgür seçimimize ait zamandır. Ancak bu iki "zaman" birbirinden tamamen bağımsız mıdır? Değildir! Birbirlerini keserler, tamamlarlar, bazen uzak, bazen iç içedirler! Şüphesiz özgür seçim zamanı da bizi bir sonraki aşamaya hazırlayan zamana hazırlamaktadır. Gerçekte dünya devamlı olarak bir sonraki zamana hazırlanma yeridir ve bunun dışında hiçbir şey yoktur.

Biz dünya zamanını planlama...

devamı...   

HAFTANIN KONUSU

Doğruları çarpıtan sahip olma duygumuzdur

İnsanın yaratılışında, özünde var olan duygularla, sonradan edinilmiş duyguları ayırt etmek gerekiyor. Sahip olma, sahip olduğu şeyi kaybetme, bundan dolayı korkma, üzülme, isyan etme sonradan edinilmiş duygulardır. Bu duygular diğer yanlış duyguları yaratır: öfke, kıskançlık, hırs! Bunlarda diğer alt dallara ayrılır: kin, nefret, intikam! Ve bu duyguların yarattığı iklimde ikilik, kurnazlık, yalan söyleme, egosal sevgi!

Sahip olma duygusu, özden sevgiden kaynaklanan gücü ortadan kaldırıyor, yerine sahip olmanın gücü geçiyor. Gerçekte kendi özüne sahip çıkmaktan başka hiçbir şeyin sahibi olmayan ve olmayacak olan insan, gücü sahip olmada arayınca bir anlamda hem şirke düşüyor, hem gerçek gücünü kaybediyor. Ama farkında değil. Gücün sahibi O'dur. Gerçek kendimize...

devamı...   

HAFTANIN KONUSU

İrade niyetle güçlenir

         SABAHLARI NİYETİNİZİ YÜKLE-DİĞİNİZ BİR BARDAK SU İÇİNİZ.

İrade esas itibariyle O'na aittir. İnsanın iradesi şuurunun elverdiği kadar küçük, kısıtlı bir iradedir. Etkin olabildiğimiz alan sahip olduğumuz realitenin alanı kadar olduğu gibi orada dahi kısıtlıdır.

İrade büyük ve etkin bir güçtür. İrademizi doğru kullanamadığımız kadar vicdan bize azap verir. Çünkü iradenin kullanılamaması gönlü yaralamaktadır. Vicdan gönlün koruyucusu olması nedeniyle her iradesizlikte ateş gibi insanı yakar. Bu insanın hayrına değerli bir mekanizmadır. Çocuğun ateşe dokunmamayı öğrenmesi gibi!

İrade bildiğimiz doğrulara göre yaşamaktır. Bildiğimiz doğrulara göre yaşamak iradeyi güçlendirir ve bizi iradenin Asıl Sahibine yaklaştırır...

devamı...   
Ana Sayfa | Hakkımızda | Ziyaretçi Defteri Bugüne kadar sitemizi 20923126 kişi ziyaret etti, Şu anda 56 kişi sitede.